Geç Kaldığımızı Sandığımız Yer Otuz yaşına geldiğinde hâlâ ne yapmak istediğini bilmiyordu. Bunu söylerken yüzünde, bir suçunu itiraf eden insanların mahcup ifadesi vardı. Başını hafifçe eğmiş, önündeki çayın çoktan soğuduğunu fark etmeden kaşığı bardakta döndürüyordu. “Geç kaldım,” dedi. Neye geç kaldığını sormadım. Çünkü insan bazen bu cümleyi belirli bir şey için söylemez. Bir işe, bir aşka ya da kuramadığı bir hayata geç kalmış değildir yalnızca. Kendisinden önce yol alan herkese bakar ve sanki dünya onsuz başlamış gibi hisseder. Çocukken zamanın herkese eşit dağıtıldığına inanırız. Aynı saatte okula gider, aynı zil çaldığında sınıftan çıkarız. Aynı yaşta okumayı öğrenmemiz, aynı yıllarda büyümemiz beklenir. Sonra hayat başlar ve saatler birbirinden ayrılır. Kimi erkenden bir yol bulur, kimi yanlış bir yolda yıllarca yürür. Kimi ulaşmak istediği yere varır ama orada kendisini bulamaz. Kimi ise uzun süre yerinde durur; sonra bir gün, kimsenin bilmediği bir yöne doğru ilk adımını atar. Yine de bize sürekli geç kaldığımız söylenir. Başarıya, mutluluğa, evliliğe, çocuk sahibi olmaya, yeni bir başlangıca… Hayatın görünmeyen durakları ve kaçırılmaması gereken trenleri varmış gibi yaşarız. Başkalarının vardığı istasyonlara bakarken kendi yolculuğumuzun manzarasını kaçırırız. Oysa her insanın içinde farklı bir zaman işler. Bazı ağaçlar ilkbaharın başında çiçek açar. Bazılarıysa havanın gerçekten ısındığından emin olmak ister. Günlerce sessizce bekler, dallarında hiçbir değişiklik göstermez. Dışarıdan bakıldığında kurumuş sanılır. Fakat toprağın altında hayat çoktan başlamıştır. Kökler hazırlanır, su yükselir, görünmeyen bir hareket ağacın bütün gövdesini dolaşır. Sonra bir sabah, herkes baharın sona erdiğini düşünürken çiçek açar. Kimse ona neden daha önce açmadığını sormaz. İnsan, kendisine doğanın gösterdiği bu anlayışı göstermekte zorlanıyor. Beklediği yılları boşa geçmiş sayıyor. Kararsızlıklarını, yanlış seçimlerini, geri dönüşlerini ve uzun suskunluklarını hayatından çıkarılması gereken kusurlar gibi görüyor. Oysa bazen insanı doğru yere ulaştıran şey, doğrudan yürüdüğü yollar değil; çıkmazlardan geri dönerken öğrendikleridir.

Belki de kayıp sandığımız yıllar, içimizdeki köklerin derinleştiği yıllardır. Karşımda oturan kadın kaşığı çevirmeyi bıraktığında çayın yüzeyinde küçük bir girdap oluştu. Bir süre onu izledik. Dışarıda insanlar bir yerlere yetişiyordu. Kaldırımdaki adımlar hızlı, yüzler gergindi. Şehir, geciken herkesi geride bırakacakmış gibi aceleyle akıyordu. “Ya şimdi başlarsam?” diye sordu. Bu kez yüzüme baktı. Sanki vereceğim cevap geçmiş yılları geri getirecek ya da bütün ihtimalleri ortadan kaldıracaktı. “Şimdi başlarsan,” dedim, “şimdi başlamış olursun.” Cevabımı yetersiz bulmuş olabilir. İnsan büyük korkular karşısında büyük cümleler duymak istiyor. Fakat hayat çoğu zaman büyük cümlelerle değişmiyor. Küçük ve sıradan bir karar, yıllardır kapalı duran bir kapıyı sessizce aralıyor. Çünkü başlamak, geçmişi telafi etmek değildir. Başlamak, geçmişin artık geleceğe karar vermesine izin vermemektir. Hepimiz zaman zaman geride kaldığımızı düşünüyoruz. Başkalarının hayatlarını uzaktan seyrediyor; onların ulaştığı yerlerle kendi durduğumuz noktayı karşılaştırıyoruz. Fakat gördüğümüz yalnızca sonuçlar oluyor. Bekledikleri geceleri, vazgeçtikleri yolları ve kimseye anlatmadıkları korkuları bilmiyoruz. Her hayat, dışarıdan göründüğünden daha geç ve daha güç başlıyor. Belki hiçbir yere geç kalmadık. Belki yalnızca bizim olmayan saatlere bakarak yaşadık. Başkalarının takvimlerinde kendimize bir yer aradık ve bulamayınca zamanımızın geçtiğini sandık. Oysa insanın gerçek zamanı, kendisine döndüğü anda başlar. Bazı yollar yirmi yaşında açılır, bazıları kırkında. Bazı cümleler ilk söylendiğinde anlam kazanır, bazılarını anlayabilmek için yıllarca susmak gerekir. Bazı insanlar erkenden çiçek açar; bazıları ise köklerini sağlamlaştırmadan gökyüzüne dönmez. Önemli olan ne zaman çiçek açtığımız değil, açtığımızda gerçekten kendimize ait olup olmadığımızdır.

Sevdanur Ahıskalı

Yorumlar
Yorumlar yayımlanmadan önce editör onayından geçer.